Mem û Zîn (1695) Ehmedê Xanî

Cizre Beyi, Mir Zeynuddin’in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı.

Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana kahramanı Mem ise Tacdin’in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde baharın müjdecisi olan Mart ayında (21 Mart Newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk–çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.

İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn’di) Onları görür görmez ikisi de yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzüklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin ve sersem onduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem’in parmağında, üzerinde Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem’in parmağına doğru elini uzatınca Mem de onun parmağında bulunan paha biçilmez ve üzerinde Sitî yazılmış olan yüzüğü görür. İkisi de Sîti ve Zîn’in ne yapmış olduklarını anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun’a olanları anlatırlar. Dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin’in yanına varıp, Sitî ve Zîn’inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir. Fakat Mem ‘bununla yaşıyorum’ diyerek yüzüğü vermez.

Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin için Cizre’nin önde gelenleri Cizre Bey’inden Sitî’yi Tacdine isterler.

Bey, Tacdin’e Sitî’yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. Aslen Botanlı olmayıp İran’ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey’in kapıcısıdır.

Tacdin Beko’yu hiç sevmez. Bey’e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığını söyler fakat bey: ‘değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de kapıcıdırlar’ der. Beko, Bey’in Zîn’i Mem’e vermemesi için ‘Efendim, Tacdin kendi tarafından Zîn’i Mem’e vermiş.’ Bunun üzerine kızan Bey, ‘and içerim ki; Zîn’i eş olarak Mem’e vermeyeceğim’ der. Bey’in ava çıktığı bir günde Mem Zîn’i görmek için bahçeye girer. Mem’i gören Zîn birden yıkılıverir yere. Bu sırada Mem onu görmez gül ve reyhanları seyrederek şöyle der:

Ey gul! Eger tu nazenînî, Ey gül! Gerçi sen de nazeninsin,
Kengê tu ji rengê ruyê Zîn’î Sen nerde, Zin’in yüzünün rengi nerde?
Ey sınbıl! Eger heyî tu xweş bû, Ey sümbül! Gerçi senin güzel kokun var,
Reyhan ji te bûyîne sîyehrû, Reyhan senin için kara yüzlü olmuş.
Hun ne ji mîsalê zilfe yarin Fakat siz yârimin zülfüne benzemezsiniz.
Hun her du fızûl û he zekarın İkiniz de arsız ve herzecisiniz.
Ey bılbıl! Eger tu ehlê halî Ey bülbül! Gerçi sen de aşk adamısın,
Perwanyê şem’ê werdê alî, Kırmızı gül mumunun pervanesisin.
Zîn’a me ji sorgula te geştir Benim Zîn’im senin kırımızı gülünden daha şendir.
Bext’ê me ji talıê te reştir Benim bahtım da senin talihinden daha karadır.

Mem bunu söyledikten sonra Zîn’i görür ve oda orada bayılır. Ava giden Bey, avdan dönünce Mem’i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem ‘Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum’der. Bey’in yanında bulunan Tacdin abanın altında Zîn’in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey’i ikna ederek divana doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak, evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn’in kurtuluşu için Tacdin evini feda eder. Emsali görülmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko’nun oyunlarıyla beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko Mem’in iyi oynadığını görünce Mem’in yönünü Zîn’e doğru çevirir. Zîn’i görüp hayallere dalan Mem, Bey’e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem’in zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn’in hasretine dayanamayıp ölür. Mem’in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko’yu görüp öldürür.

Beko’nun öldüğünü gören Zîn, bakın hakkında ne düşünüyor:

Ey şah û wezirê izz-û temkin! Ey izz ve temkinli şah ve vezir!
Ez hêvî dikim ne kin înadê Rica ediyorum inat etmeyiniz,
Der heqqê vi menbeê fesadê Bu fesat kaynağı hakkında.
Lewra ku xwedanê ins û canan Çünkü insanlar ve cinlerin Allah’ın,
Wi xaliqe erd û asimanan, Yer ve göklerin yaratıcısı,
Roja ewî hubbe da hebîban Sevgiyi, sevgilileri verdiği gün,
Hıngê ewî buxzê da raqiban O zaman buğzu da rakiplere verdi.
Em sorgulin, ew jibo me xare Biz kırmızı gülüz, o bizim için dikendir
Em gencîn û ew jibo me mare Biz hazineyiz o bizim için yılandır.
Gul hıfz-ı di bin bi nûkê xaran Güller dikenlerin gagasıyla korunur,
Gencîne xwedan di bin bi maran Hazinelerde yılanlarla beslenir.
Ger ew ne bûya di nêv me hail Eğer o olmasaydı aramızda engel,
Işqa me di bû betal û zail Aşkımız da bozulur ve zail olurdu.

Nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) Beko olacaktır diyen Zîn, Mem’in mezarının başında devamlı ağlayarak şöyle der:

‘Ey vücudumun ve canımın ve mülkümün sahibi,

Ben bahçeyim, sen de bahçıvan

Senin bahçen sahipsizdir

Sen olamazsan onlar neye yarar

Kaşlar, gözler, zülüfler neyedir.

Zülfümü tel tel çekeyim

Sonra yârim sen beni belki değişik görürsün

En iyi hepsi yerinde kalsın

Hakk’a emanetim teslim ediyim.’

Diyerek yapıştığı Mem’in mezar taşında canını verir. Bey, Zîn’i gömmek için Mem’in mezarını açtırarak Zîn’i sarktığı esnada şöyle seslenir:

‘Memo! Al sana yar! der.

Xanî, bu aşk hikâyesini, Kürt halkı arasında oldukça yaygın olan ve sözlü gelenek yoluyla yüzyıllarca dilden, dile dolaşan ‘Memê Alan Destanı’ndan esinlenerek yazmıştır. Mitolojik bir nitelik kazanan bu destan M.Ö.’den bu yana halk arasında, daha çok dengbêj‘ler tarafından ve özellikle uzun kış gecelerinde ard arda uzayıp giden gecelerde manzum ve bazen de anlatıcı durup mensur (hikâye edici bir dille) anlatırdı. Uzun soluklu bu dengbêjleri, halk âdeta büyülenmiş bir şekilde ve kendinden geçercesine saatlerce dinler ve onu takip eden gecelerde hikâyenin sonunu büyük bir sabırsızlık ve merakla beklerdi. Halkın ilgisine göre anlatıcısı da hikâyenin kısa veya uzunluğunu belirler. Xanî, ‘Mem û Zîn’i XVII. Yüzyılın sonlarında yazmıştır. O dönemde yazılmış olan bütün eserlerde Arapça ve Farsça’nın etkisi altında kalıp bu dillerden kelimeler mevcuttur. (Bu Divan Edebiyatı’nın da bir özelliğidir.) Bundan dolayıdır ki bu Mem û Zîn’de de bu etkiyi görebilmek mümkündür. Buna rağmen bu eser, Kürt dilinin ve zengin kültürünün ispatıdır. Xanî’nin, ‘Kurmancım, kûh-î kenar’ (Kürdüm, dağlıyım, kenardanım) deyişi, sanırım birçok sorunun cevabı niteliğindedir. Bu eser, ilk olarak Ahmed Faîk tarafından (1143 hicri-1730 miladi) yılında Azeri Türkçesine çevrilmiştir.

Sırrı Dadaş bilge, 1969 yılında nesre çevirip, beyitlerini sadeleştirmiştir. 42 yaprak 83 sayfadan meydana gelmiş bu çevirinin ilk sayfası zayidir. Faîk, Ehmedê Xanî’den 35 yıl sonra çeviri yapmıştır. İki ayrı yerden kendisinden bahsetmekte olan Faîk ayrıca gazellerin son beyitlerinde mahlas kullanmıştır.

İkinci olarak Abdulaziz Halis Çıkıntaş 1906 yılında Türkçeye çevirmiştir. Fakat kitap bir türlü basılamaz. Arapça, Fransızca, Almanca, Rusça başta olmak üzere birçok dile çevrisi yapılmıştır. 1968 yılında M. Emin Bozarslan tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Leyla ile Mecnun, Romeo ve Juliyet gibi Mem û Zîn’de dünyanın ölümsüz edebi eserleri arasında yerini almıştır. Ve yine bu eserlerdeki gibi Mem û Zîn’de de beşeri aşktan ilahî bir aşka yükseliş vardır. Bu aşk etrafında Xanî, çağın sosyal, kültürel, dini ve idari durumunu güçlü bir şekilde tasvir etmiş, bölgenin (Botan bölgesi) törelerini, bayramlarını (Burada Newroz bayramının yeri oldukça önemli…), bayramlarla birlikte av partilerini, kır eğlencelerini kısacası halkın bütün yaşantı tarzlarını görebilmek mümkündür. Aşk unsurunun yanında, dağlardan (Cudi, Tur ‘Tur dağı’), sulardan (Özellikle Dicle nehrini), ağaçlardan, hayvanlardan, kuşlardan (Bülbülün önemi büyük), bitkilerden (Bülbülle bağlantılı olarak gülden), renklerden, kokulardan sık sık bahsetmekte bunları okuyucunun zihninde canlandırıp âdete gözler önüne sermektedir:

Mem Bi Dîcle’ra Di Beyîve Mem’in Dicle’ye Seslenişi
Ey Şıbhetê eşkê min rewane! Ey benim gözyaşlarım gibi dökülen nehir!
Be Sebr û Sıkünî aşiqane Ey âşıklar gibi sabırsız ve sükûnetsiz nehir!
Bê Sebr û Qerar û bê Sıkûnî Sabırsız, karasız ve sükûnetsizsin,
Yan Şıbhetê min tu ji cinûnî? Yoksa benim gibi sen de deli misin?
Qet nine jibo tera qerarek Senin için hiçbir karar kılmak yok,
Xalıb di dilê tedaye yarek. Galiba senin gönlünde de bir yar var.

Dicle’ye seslenen Mem’in önünde kendisi gibi sabırsız ve sükünetsiz bir âşık olduğunu döktüğü gözyaşlarını da Dicle’nin suyunu benzetmesi, Dicle’yi kendisi gibi deli, aşık görmesi bunların her biri Mem’in kendi vasıflarını Dicle nehrine de yüklemesi ile, böyle bir bağlantı kurmuştur. Dicle suyu gibi Mem’in dağa ve rüzgara karşı seslenişi; Zîn’in de muma kamlara ve pervaneye seslenişi bunların her biri bahtsız olan Mem ve Zîn’in içinde bulundukları çaresizliği anlatır.

Zîn Bi Findêra Di Beyîve Zîn Muma Sesleniyor
Ey henser û hemnişîn û hemraz Ey arkdaşlar ve yerliler ve sırdaşlar!
Herçendi bî sohtinê wekî min Gerçi yanmak yönünden benim gibi sin sen,
Emma ne bî gotinê wekî min Fakat konuşmak yönünden benim gibi değilsin.
Ger şibhetê min te jî bî gota Eğer sen de benim gibi söyleseydin
Dê min bî xwe dil qewî ne sohta. Benim de gönlüm fazla yanmazdı.

Zîn bir sohbet arkadaşı aramakta ve derdini muma yanmaktadır. Xanî, aynı zamanda hikâyede ateşin önemine, kutsallığı da deyinmiş: Mem, Zîn’le beyin bahçesinde buluşuyorken bey, av partisinden döner beyin döndüğünü gören Tacdin, Mem’i kurtarabilmek için evini ateşe verir. Burada ateş kurtarıcı bir görev almaktadır. Diyebiliriz ki Xanî, Zerdüştlük inancının düalizminden etkilenmiştir. Zerdüşt dininde düalizm (iyi-kötü, aydınlık-karanlık) var. Mem û Zîn’de de ikili sistem esas alınır. ‘Kötünün bilinmediği yerde iyiyi tarif edemezsin. Her şey zıddı ile izah edilir.’ İyiliği ve aydınlığı Mem û Zîn; kötülüğü ve karanlığı ise Beko’ya veren Xanî, aynı zamanda ay ile güneş, ateş ile su, kadın ile erkek, melek ile iblis gibi ikili temaları oldukça işlemiştir. Bununla birlikte dönemin yönetimini elinde tutanları, gericiliği, zalimleri, kötü niyetli kimseleri yermiş, haksız düzene karşı âdeta isyan bayraklarını göklere çekmiştir. Haksızlığa ve feodal düzene karşı cephe alan Xanî, haksızlığa uğrayanların, yoksulların ve çaresizlerin yanında yer almış. Kötülüğü, ikiyüzlülüğü fitne ve fesatçılığı yine dalkavukluğu Bekir (Beko)’de; doğruluğu, iyiliği, suçsuzluğu, güzeli ve çaresizliği de Mem ve Zîn’de toplamıştır. Fakat bu aşkın büyüklüğüne ve ölümsüzlüğüne en büyük katkıyı sağlamış olan Beko’dur. Evet, yaşadıkları sürece kendilerine cefa çektiren onların kavuşamamaları için her türlü fitne ve fesatlığa başvuran Beko, bu aşkın ebedîleşmesinde büyük rol oynamıştır. Mem ve Zîn’in ölümünden sonra Bey Beko’nun söylediklerine kulak verdiği için pişmanlık duyar, fakat iş işten geçmiştir. Onlar ebedî mutluluğa erdiler. Aşk Botan’da ebedileşti, aşk Mem û Zîn’de ölümsüzleşti.

Reklamlar

Ridwan Xelîl hakkında

Misilman im, Mirov im, Kurd im, Kesekî Serbixwe û Azad im..

01/09/2013 tarihinde Berhem, Ehmedê Xanî (1651-1707) içinde yayınlandı ve , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. Yorum yapın.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: