Blog Arşivleri

Kürt Dilinin Standartlaşması

Kürt dilinin standartlaşması Kürtlerin bir bölümünün zararına olmamalı

Kürtçe’nin içinde bulunduğu durum sadece Türkiye’de değil Irak’ın Federe Kürdistan Bölgesi’nde de merak konusu. Özellikle Kürtçe’nin Kurmancî lehçesine ilişkin uygulanmak istenen politikalar konuyu daha aktüel kılıyor. Bu hafta bu konu ile ilgili bir kurum olarak Akademiya Kurdî (Kürt Dil Akademisi) Meclis Üyesi Dr. Muhsin Huseyin ile bir röportaj yaptık. Dr. Huseyin hem bu konu ile ilgili hem de Akademi’nin çalışmaları ile ilgili sorularımızı yanıtladı. Aynı zamanda Akademiya Kurdî’nin çıkardığı Akademi Dergisi’nin editörü de olan Dr. Huseyin, konu ile ilgili sorularımıza yanıt verdi.

Öncellikle kurumunuzu okurlarımıza tanıtabilir misiniz?

11 Mart 1970’te imzalanan otonomi anlaşmasıyla aynı yılda Kürt dili ile ilgili bilimsel çalışmaları yürütmek için bir grup Kürt aydını tarafından Bağdat’ta Korî Zanyarî Kurd (Kürt Bilim Akademisi) kuruldu. 1991 yılındaki ayaklanmadan sonra Kürdistan bölgesinde Federal Kürdistan Parlamentosu kuruldu, bundan sonra Kürt dili ile ilgili bilimsel çalışma yürütecek bir kuruma da ihtiyaç duyuldu. Her ne kadar Korî Zanyarî Kurd’un asıl merkezi 1991 yılına kadar Bağdat’ta kalmışsa da 1997 yılında Kürdistan Federal Parlamentosu 37 sayılı kanunu çıkararak bu kurumu bölgede yasal bir statüye kavuşturdu. Bu dönemde Korî Zanyarî Kurdistan adıyla faaliyet yürüten kurumun başkanlığını Dr. Kurdistan Mukriyanî yapıyordu. 2005 yılında kurumun adı Kürtçe Akademisi olarak değiştirilerek başkanlığına da Dr. Şefik Kazaz getirildi.

Kürtçe standart dil meselesi yıllardır tartışılıyor. Bir kesim Kurmancî lehçesi ve Latin harflerinin temel alınmasını savunurken, başka bir kesim ise Kürdistan bölgesinde kitapların önemli bir kısmı Arap harfleriyle Soranî lehçesinde basıldığı için Soranî lehçesinin temel alınmasını ve Arap harflerinden uyarlanan Kürtçe alfabe olmasını istiyor. Sizin konu ile ilgili görüşünüz nedir?

Kürtler üç alfabe; Latin, Arap ve Kiril alfabelerini kullanıyor, Kürtçe’nin birkaç lehçesi mevcut. Kürtler Ortadoğu’nun birçok ülkesine ve dünyanın birçok yerine dağıldıkları için standart bir dil oluşturmak çok kolay değil. Şimdi Kürtlerin kullandığı birçok lehçe mevcut, Kuzey, Güneybatı ve Kafkas Kürtleri’nin tamamı Kurmancî lehçesini konuşuyor. Bunun yanında Güney ve Doğu Kürtleri’nin bir kısmı da bu lehçeyi konuşuyor. Soranî lehçesi ise Doğu ve Güney Kürtlerinin çoğunluğu tarafından konuşulan bir lehçe. Kurmancî lehçesini konuşan Kürtlerin büyük bir çoğunluğu Latin harfleriyle yazarken, Soranî konuşanlar ise Arap harflerini kullanıyor. Bu koşullar standart bir dil ve ortak bir alfabe kullanmayı zorlaştırıyor.

1934 yılında Sovyetler Birliği’nde toplanan Kürtler, Kürtlerin büyük çoğunluğu bu lehçeyi konuştuğu için Kurmancî lehçesinin, 1974 yılında ise Irak Kürtleri Soranî lehçesinin ortak dil olmasını karar altına aldılar ancak bu her iki karar da hayata geçirilemedi. En son 56 aydın bir araya gelerek Soranî lehçesinin standart dil olmasını talep eden bir metni imzaladılar. Siz bu konuda neler söyleceksiniz?

Kürt dilinin standartlaştırılması Kürt ulusunun kendi eliyle olmalı. Eğer Kürdistan Bölgesel Hükümeti Kürt dilinin standartlaştırılması Kürtlerin bir kısmının zararına olacak şekilde hayata geçirmek istiyorsa, bundan vazgeçmelidir. Bu konunun bir süre daha zamana bırakılması en doğrusudur. Kürt dilinin standartlaştırılması kolay bir iş değildir, bunun için bilimsel ve ciddi çalışmalar yapılması gerekiyor. Bunun için de zamana ihtiyaç var.

Hewlêr, Süleymaniye ve Duhok sokaklarında gezdiğimizde tabela ve afişlerin büyük bölümünün Kürtçe dışındaki dillerde olduğu göze çarpıyor. Durum Kürt diline zarar vermiyor mu sizce?

Dünya’da birçok ülkede aynı durum var, işyerlerinin üzerinde yabancı dillerde tanıtım yapılır, birçok işyerinin ismi de resmi dilde değildir, bence doğal bir şey, bunun Kürt diline zarar vereceğini sanmıyorum.

Bildiğimiz kadarıyla siz aynı zamanda Akademiya Kurdî’nin çıkardığı ‘Akademi’ dergisinin de editörlerindensiniz, dergi ile ilgili neler söylebilirsiniz?

Akademi dergisi aylık olarak çıkan bir dergidir. Derginin amacı Kürt dilinin geliştirilmesidir. Bu amaçla Kürt dili ve kültürü ile ilgili birçok araştırma yapılıyor ve bunlar dergide yayınlanıyor. Kürdistan’daki Selaheddin Üniversitesi, Duhok Üniversitesi de bu dergiyi resmi olarak akademik bir dergi olarak kabul ediyor. Her ne kadar dergi Arap ve Latin harfleriyle Soranî ve Kurmanci yazılara ağırlık verse de Kirmancki ve Hewrami gibi diğer Kürt lehçeleriyle ilgili yazılara da yer veriyor.

Son olarak Kürtçe imla ile ilgili bir soru sormak istiyorum. Sizce Kürt dili ister Latin harfleriyle olsun, ister Arap harfleriyle olsun, imlaya ilişkin sorunlarını tamamen çözmüş bir dil mi?

Her ne kadar Kürt dili ve onun standartlaştırılması ile ilgili birçok çalışma yapılmışsa da bu çalışmalar yeterli değildir. Ne yazık ki Kürtçe imla konusunda hala önemli sorunlar mevcut, daha iyi mükemmel bir imla için daha fazla bilimsel çalışmalara ihtiyaç var.

| Serbaz Siyabend

Reklamlar

Kürt Edebiyatı Nereden Nereye?

Kürt edebiyatı medreselerde serpilen klasik Kürt edebiyatını saymazsak sürgünde var olmuş, orada eserler üretmiş ve son yıllarda yurduna geri dönüş yapmış bir edebiyattır.

Kürt edebiyatının geçmişine baktığımızda öncelikle karşımıza Arap harfleriyle kendini oluşturmuş klasik Kürt edebiyatı çıkar. Tereddütsüz söylenebilir ki klasik Kürt edebiyatı medreselerde doğmuştur. Çok uzun yıllar boyunca bir ilim okulunu andıran bu medreselerde çok güçlü şairler yetişmiştir. Birçok kaynak Kürtçe’nin yazılı bir dil olarak İslamiyet öncesi belgelere ulaşılamadığını söyler. Bu yüzden Kürtçe 15. yüzyılda edebi hayata girmeye başladığında Arapça ve son derece parlak bir edebi dil olan Farsça bütün Müslüman ülkelerde entelektüel hayata egemendirler. İlk dönem Kürt şiiri için çok önemli birkaç isimden söz edilecek olursa başlangıçta Elî Herîrî daha sonra ise Melayê Cizîrî, Melayê Bateyî, Mele Perîşan, Feqiyê Teyran sayılabilir. Medreselerde yetişen bu çok önemli şahsiyetler, Arapça ve Farsça eğitim görmelerine rağmen Kürtçe şiirler ve divanlar yazmışlardır. Hatta denilebilir ki Ehmedê Xanî’den önce Kürt dilinin yazınsal değerinin farkına varan ve bunu milliyetçilik derecesinde savunan kişi Melayê Cizîrî’dir. Güçlü tasavvuf bilgilerine sahip olan bu şairler Kürtçenin canlı bir entelektüel dile dönüşmesi için çabalamışlardır. Bu klasik dönemde Melayê Cizîrî’den sonraki en önemli çıkışı Ehmedê Xanî yapmıştır. Onun çok önemli eseri Mem û Zîn yüzyıllardır değerinden zerre kadar eksiltmemiş, aksine gittikçe anlaşılmayı ve okunmayı daha da çok bekler hale gelmiştir. Xanî, Memê Alan ismini taşıyan kadim bir Kürt destanını eserine uyarlamış, çeşitli değişikliklerle bir başyapıt koymuştur ortaya. Xanî, Mem û Zîn dışında da üretimini sürdürmüştür. Nûbihar, daha çok bir sözlük niteliğindedir ve çocuklara yöneliktir.

Klasik Kürt edebiyatı Bedirhan beyliğinin yıkılmasıyla birlikte ciddi bir suskunluk yaşamıştır. Kürt edebiyatı artık sürgünde yaşamak durumunda kalmıştır.

Kürt edebiyatı denince akla ilk gelen kelime sürgündür. Bir anlamda Kürt edebiyatı sürgün edebiyatıdır da. Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren toprağından kopmak zorunda kalan, var olma mücadelesini bu topraklarda sürdüren Kürtler asimilasyona uğramamak, bu kadim kültürü hem var etmek hem diriltmek için yoğun çabalar göstermiştir. Bu münevverler, kendi hayatlarından eksiltip, elleri ayakları kırılmış bu edebiyata kol kanat germişler ve Kürt edebiyatını ayağa kaldırmayı başarmışlardır.

Bedirhaniler sürgüne gönderildiğinde, özellikle Celadet ve Kamuran Bedirhan kardeşler Kürt dili ve edebiyatı için çok önemli işler yaptılar. İlk Kürtçe gazetesi olan Kürdistan, Mîqtad Mîthat Bedirxan tarafından 1898 yılında Kahire’de basılmaya başlandı. Bu gazetenin çıkışı aslında sürgündeki ilk Kürtçe metinler olarak da değerlendirilebilir. Ancak ondan önce 1840’lı yıllarda Mela Mehmûdê Beyazîdî, Mem û Zîn’in izinden bir öykü yazarak, bugünkü manada yazılı ilk öyküyü yazmıştır. Daha sonrasında ise 1913 yılında Fuadê Temo’nun, Çîrok (öykü) adlı öyküsü ortaya çıkmıştır.

Celadet Ali Bedirhan, daha 1919’lu yıllarda Kürtçe için alfabe araştırmasına girişmiş ve çeşitli çalışmalar yapmıştır. Ancak Bedirhan rüyasını ancak 1930’lu yılların başında Hawar dergisini çıkarmaya başladığında gerçekleştirir. Çok ciddi ve paha biçilemez uğraşılar sonunda Kürtçeyi en iyi ve eksiksiz yansıtan alfabeyi kullanmaya başlamış, dergideki yazıları bu alfabeyle yazmış ve bu alfabeyle ürünler vermiştir.

Derginin ilk 23 sayısında hem Arap hem de Latin alfabesini kullanan Bedirhan 24.sayıdan itibaren sadece Latin alfabesini kullanmış ve bugünkü Kürtçe alfabeyi kurmuştur.

 1932 ve 1943 yılları arasında çıkan Hawar dergisi Kürt edebiyatı için çok önemli bir ekolü de ortaya çıkarmıştır.  (Bu dergi başlıbaşına bir yazı konusudur.)  Celadet ve Kamuran Bedirhan, Osman Sebrî, Nûredîn Zaza, Qedrî Can, Cigerxwîn bu derginin sayfalarında yer alan birkaç isimdir. Bu dergide yaklaşık 70 öykü yayımlanmış ve bugüne kalan birçok yazar ve şair ortaya çıkmıştır.

Öte yandan Sovyet Kürtleri de daha 1929’da Latin alfabesiyle ürünler vermeye başlamıştı. Nitekim ilk Kürtçe romanı yazan Erebê Şemo, Şivanê Kurmanca adlı romanını bu alfabeyle yazmıştır. Bu roman daha çok biyografik özellikler taşısa da edebi estetik romanın temel taşı yapmıştır. Erebê Şemo, Stalin döneminde sürgün edilmiş ve tren rayları döşemesi için cezalandırılmıştır. Bu roman da o dönemlerde yazılmıştır. Diğer yandan yazarın başka romanlarından da söz edilebilir. Önemli bir Kürt direniş destanı olan Dımdım destanını romana uyarlamış ve yine aynı isimle yayınlamıştır. Diğer romanları ise Jiyana Bextewar, Hopo ve Berbang’dır.

Erebê Şemo’dan sonra aynı zamanda bir savaşçı da olan ve Irak dağlarında rejime karşı ayaklanan İbrahim Ehmed’in Jana Gel romanı gelir. Bu roman 1952 yılında yazılmasına rağmen 1972 yılında yayımlanabilmiştir. Diğer yandan Rehîmê Qazî’nin Pêşmerge adlı romanı önce 1959 yılında Erivan’da daha sonra da Bağdat’ta yayımlandı.

Sürgünde serpilen Kürt edebiyatı Hawar ekolünün dağılmasından ve temsilcilerinin vefatından sonra ciddi bir suskunluğa girdi. Türkiye’deki Kürtçe üzerine baskılar, dilin yaşam alanlarından çıkarılmaya çalışılması, Kürt diye bir şeyin olmadığının söylenmesi ve Güneş Dil Teorisi’nin hayatın her alanında uygulanmaya çalışılması Kürt edebiyatının 1950’li ve 60’lı yıllarda Musa Anter, Canip Yıldırım ve Edip Karahan’ın çıkardığı Şark Postası, İleri Yurt ve Dicle-Fırat Türkiye’deki Kürtlere bir nefes şansı olsa da burada daha çok mecburi nedenlerden dolayı Türkçe kullanıldı. Hatta tam da bu dönemlerde Musa Anter’in Kımıl yazısına Kürtçe birkaç kelimeyi koyduğu için bütün basın Musa Anter’in üstüne varmış, onu linç girişimleri özellikle medya üzerinden destek bulmuştu.

Ancak 1979 yılında Tîrêj dergisinin çıkmasıyla uzun yıllar sonra Kürtçe ürünler yasaklı da olsa verilmeye başlandı. Bu dönemde Rojen Barnas mizahi öyküler yazdı ve M. E. Bozarslan Meyro adını taşıyan bir öykü kitabı yayınladı. Barnas sonraki yıllarda şiire yöneldi ve Kürtçe şiirde ciddi açılımlar yaptı. Bozarslan ise bu kitabında daha çok köy yaşamından ve gerçekçilik öğesinden yararlandı.

1980 darbesinden sonra Kürt yazarlar için yeniden sürgün yolu görünmüştü. Bu aşamadan sonra özellikle 1990’lı yıllarla birlikte İsveç’te çok ciddi bir entelektüel çaba ortaya çıktı. Firat Cewerî’nin editörlüğünde Nûdem dergisinin yayın hayatına başlaması ve birçok yazarın onun Hawar’ın yeniden dirilişi olarak görmesi, ustaların ve yeni yola çıkanların aynı sayfalarda buluşması bu dergiyi bir cazibe merkezi haline getirdi. Mehmed Uzun’un bazı romanlarının tefrika halinde burada yayınlanması, Firat Cewerî, Hesenê Metê, Rojen Barnas, Mustafa Aydoğan, Süleyman Demir, Mehemed Dehsiwar, Fawaz Hûsen, Emin Narozi gibi yazarlar Kürt edebiyatı için çok önemli eserler verdiler. Mahmud Baksi de bu dönemde yazdığı romanlar ve kullandığı mizahi dille dikkatleri üzerine çekti.

Türkiye’de dil yasaklı olmasına rağmen tam da bu dönemlerde iki derginin yayın hayatına başlaması da önemlidir. Rewşen ve Nûbihar dergisi. Rewşen dergisi Mezopotamya Kültür Merkezi’nin bünyesinde yayın hayatına başladı. Bu dergi sayesinde Türkiye’de sayısı azımsanmayacak birçok genç yazar yetişti. Bu dergi daha sonra Jiyana Rewşen ismiyle bir süre daha yayın hayatına devam etti. Diğer yandan Nûbihar dergisi de daha çok klasik Kürt edebiyatını okuyucuyla buluşturdu, birçok yazarın yetişmesine ön ayak oldu ve hâlâ da yayın hayatını sürdürmektedir.

Son yıllarda Kürtçenin birçok alanda serbestleşmesiyle birlikte daha önce sürgünde yaşayan ya da Türkiye dışında yayımlanan birçok eser Türkiye’de yayımlanmaya başlandı.

Kısaca özetlemek gerekirse Kürt dili ve edebiyatı, 1400’lü yıllardan itibaren canlı bir şekilde yaşamış, ancak Bedirhanilerin yıkılmasıyla birlikte sekteye uğramış, daha sonra Kürt entelektüellerine sürgün yolu açılmış, çok önemli eserler sürgün yollarında yazılmış ve şimdi ise yurduna geri dönmüştür.

 | Abidin Parıltı